logo

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 05-18-2012
Saat: 22:56

Site Map Contacts anasayfa

You are here: Home » Evliyalar
yazarYazar: Admin | tarihTarih: 20 Nisan 2012 / 8:36


Kilis Dini Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız

Sevgili kilis Dini sohbet severler kanal kurallarına uyalım. Küfürlü konuşmalar, tekrarlar, rahatsız edici davranışlardan kaçınalım.

2) Sorunlarınızı sohbet odasındaki operatörlere (nickinin yanında @ olan kişiler) danışabilirsiniz.

3) Nickinizi değiştirmek için /nick yeninick komutunu kullanabilirsiniz. Yada Dinisohbete bağlanmadan önce Takma ad: yazan yere kullanacağınız nicki yazabilirsiniz.

4)Özel görüşmeleriniz için konuşmak istediğiniz kişinin nickinin üstüne çift tıklayın yada /msg nick mesajınız komutunu kullanin.

5)DiniSohbet ile ilgili herhangi bir sorununuz yada görüşünüz için (Populeer@hotmail.com )mailini kullanabilirsiniz.

6) kilis Dini sohbet sevenlerine İyi sohbetler dileriz.

yazarYazar: Admin | tarihTarih: 20 Nisan 2012 / 8:28

Evliyânın büyüklerinden ve hadîs âlimi. İsmi, Abdullah bin Hâzır bin Sabbah’dır. Evliyâullahdan Yûsuf bin Hüseyin’in dayısı ve Zünnûn-i Mısrî’nin arkadaşıdır. İran’ın Rey şehrinde doğmuş ve orada vefât etmiştir. Doğum ve vefât târihleri belli değildir. Hicrî dördüncü asırda vefât etmiştir. Tasavvufta büyük derecelere kavuşmuş, pek çok velî yetiştirmiştir.

Abdullah bin Hâzır hadîs ilminde büyük âlim olup, Muhammed bin Abdullah el-Ensârî, Şâz bin Feyyâz, Kabisa bin Utbe el-Kûfî, İbrâhim bin Mûsâ, El-Ferrâ’, Er-Râzî başta olmak üzere pek çok âlimden hadîs öğrenmiştir.

Abdullah bin Muhammed bin Nâciye, Muhammed bin Yûsuf bin Bişr el-Hirevî, Ebû Bekr eş-Şâfiî ve başka âlimler de Abdullah bin Hâzır’dan hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir.

Yûsuf bin Hüseyin şöyle anlatır: “Mısır’a Zünnûn-i Mısrî’nin yanına gittikten sonra, Rey şehrine dönüyordum. Bağdâd’a vardım. Dayım Abdullah bin Hâzır orada idi. Hacca gidecekmiş, yanına gittim:

yazarYazar: Admin | tarihTarih: 20 Nisan 2012 / 8:27

Evliyânın büyüklerinden. İsmi, Abdullah bin Ebû Bekr bin Abdürrahmân es-Sekâfî el-Ayderûs, künyesi Ebû Muhammed’dir. 1408 (H.811) senesinde doğdu.

Babası, Abdullah Ayderûs doğmadan önce Allahü teâlâya kendisine sâlih bir evlat vermesi için yalvarırdı. Evine sohbet için birçok velî gelirdi. Bir defâsında onlardan duâ istedi. Onlar duâ edince, o sırada gâibden bir ses duyuldu. Bu ses; “Duâ kabûl oldu. İsteğiniz olacak.” diye yankılanıyordu. Doğmadan önce dedesi; “Doğacak bu çocuk büyük bir velî, doğu ve batının kutbu olacak.” buyurdu. Doğduktan sonra velîlerden olan dedesi ismini ve künyesini koyarak, mânevî himâyesine aldı. Küçük yaşta ilim öğrenmeye başlayan Abdullah Ayderûs, dedesinin yanında Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. 8 yaşında iken dedesi vefât etti. Vefât etmeden önce Abdullah’ın şânının yüksek olacağını söyledi. Sonra yetişmesini babası üzerine aldı. Babası ona çok değer verir ve; “Bu oğlum Abdullah’da Peygamber efendimizin kokularından bir koku duyuyorum.” derdi. Fakat 10 yaşına basınca babası da vefât etti. Bunun üzerine yetiştirilmesini amcası Şeyh Ömer Muhdâr üzerine aldı ve onu kızı ile evlendirdi.

yazarYazar: Admin | tarihTarih: 20 Nisan 2012 / 8:26

ABDÜLVEHHÂB-I ŞA’RÂNÎ

Mısır evliyâsının büyüklerinden ve Şafîi mezhebi fıkıh âlimi. İsmi ve nesebi; Abdülvehhâb bin Ahmed bin Ali bin Ahmed bin Muhammed bin Zerka bin Mûsâ bin Sultan Ahmed Tilimsânî Ensârî’dir. İmâm-ı Şa’rânî ve Kutb-i Şa’rânî lakabıyla meşhurdur. Nesebi, Peygamber efendimize dayanır. Abdülvehhâb-ı Şa’rânî Mısır’ın Kalkaşend kasabasında 1493 (H.898) de doğdu. 1565 (H.973) de Mısır’da vefât etti.

Abdülvehhâb’ı babası küçük yaşında ilim tahsiline verdi. Henüz yedi yaşında Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Sekiz yaşında iken, geceleri teheccüd namazlarını hiç terk etmeden kılmaya başladı. Büluğ çağına gelmeden, kıldığı gece namazlarında Kur’ân-ı kerîmi hatmederdi. Bir işe başlayınca, en ince ayrıntılarına kadar iner, o işi en iyi şekilde yapardı. Çalışkanlığı ve anlayışı ile, hocalarının kısa zamanda gönüllerini fethederdi. Hocalarından okuduğu kitapları ezberlerdi. Genç yaşında, hadîs ve fıkıh ilimlerinde ehliyet kazandı. Tasavvuf yolunda da çalışarak, pekçok velînin feyz ve teveccühlerine kavuştu. Bunların başlıcası, Aliyy-ül-Havvâs hazretleridir. Ayrıca feyz aldığı, sohbetiyle şereflendiği hocalarından bazıları şunlardır: Muhammed Magribî, Muhammed bin Anân, Ebü’l-Abbâs Gamrî, Nûreddîn Hasenî, Şeyhulislâm Zekeriyyâ el-Ensârî, Ali Darîr, Ali bin Cemâl, Abdülkâdir bin Anân, Muhammed Âdil, Muhammed bin Dâvûd, Muhammed Servî, Nûreddîn Mürsâfî, Tâcüddîn Zâkir, Efdalüddîn. Bunlardan başka pekçok evliyânın da teveccühlerine, feyz ve bereketlerine kavuştu.

yazarYazar: Admin | tarihTarih: 20 Nisan 2012 / 8:23

ARKADAŞLARI ALAY ETTİ, O BÜYÜK VELİ OLDU

1756 tarihinde Sivrice ilçesine bağlı Çöke köyünde doğan Abdurrahman-ı Harputi Hazretleri Diyarbakır’da tahsili sırasında, bütün derslerden geri kalması üzerine, arkadaşları onunla alay ederlerdi.

Bu durumu hocası öğrenince, onun daha çok rencide olmaması için, yanına çağırarak;”Şimdiye kadar okudukların ve öğrendiğin bilgi sana kâfidir. Köylerde çok rahat imamlık yapabilirsin. Var git oralarda kısmetini ara.” dedi.

Bunun üzerine medrese tahsilini bırakarak şehirden ayrıldı. Yolda bir hanın önünden akmakta olan bir çayın kenarında oturup düşünürken, çayın içerisindeki taşların, suyun şiddetli akıntısından yusyuvarlak olduklarını ve pırıl pırıl parladıklarını gören genç Abdurrahman, üzüntü ve kırık bir kalb ile: ”Ya Rabbi! Beni sen yarattın. Bu dersleri anlayamamam da senin kudretinledir. Senin emrinde akan sular, şu taşları nasıl yusyuvarlak yapıyor ve parlatıyorsa, sen de benim zihnime kuvvet ihsan et de, rızana kavuşturacak ilim deryasından biraz nasib alayım.” diye Allahu Teala’ya yalvardı.

Daha sonra yorgunluğu sebebiyle uykuya daldı. Rüyasında, yanına nurani üç zat gelerek, yanlarında getirdikleri üç çuval darıyı Abdurrahman Molla’ya yedirdikten sonra kaybolup gittiler. Abdurrahman-ı Harputi uyanında, içinde bir ferahlık bir sevinç duydu ve zihninin açıldığını hissetti.

Abdurrahman-ı Harputi bu hadiseden sonra medreseye geri döndü. Arkadaşları onu aralarında görünce yine alay etmeye başladılar. Fakat bunlara hiç aldırış etmedi. Ders saatinde hocasının huzuruna çıkarak elini öptü ve müsaade isteyerek yerine oturdu.

Ders sırasında cevapsız kalan bazı sorulara Abdurrahman Harputi cevap verince cevap verince, hocası dâhil herkes hayret içerisinde kaldı. Hocasının da geçmiş derslere ait suallerini rahatlıkla cevaplandırdı. Aradan kısa bir zaman sonra yapılan imtihanda birincilik alınca, hocası ona icazet vererek İstanbul’a gönderdi.

Kürd Hoca unvanı ile de meşhur olan Abdurrahman-ı Harputi Hazretleri sonra Şam’a giderek Emeviyye Cami imamı Said Efendi’nin derslerinde bulundu. Ayrıca Nakşibendiyye yolunu Muhammed Sadik Erzincani’den öğrenerek icazet aldı.

Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12